Kitap Tanıtımı: George Orwell – 1984

George Orwell’in 1984 adlı romanıyla ilk kez 2013 yılında karşılaşmıştım. O yıl Edward Snowden adlı NSA ajanı ABD’yi neredeyse tüm insanları mümkün olan tüm kanallardan takip etmekle suçlamış ve bizatihi kendi yürüttüğü NSA belgeleriyle anlattıklarını ispatlamıştı. Ortaya çıkan belgeler gerçekten vahimdi. ABD durumu inkar edemediğinden amacının sadece terörle mücadele olduğunu iddia etti fakat açıklaması kimseyi tatmin etmedi.

Olay üzerine gerek gazeteler gerekse haber siteleri George Orwell’in 1984 adlı kitabında öngörülen geleceğe doğru sürüklendiğimiz yönünde kaygılar içeren yazılar yayınlamaya başladı. George Orwell ne anlatmış ki öngörüsü bu kadar övülüyor derken kitap gittikçe daha çok konuşulur hale geldi ve ABD satışları 5 bin kat arttı.

Birçok kişi gibi, bende kitabı ilk kez o dönem duydum. Ülkemizde genellikle ABD’yi işaret eden Büyük Birader kavramını bu kitabın icat ettiğini öğrendim. Lakin o furyada kitabı almamıştım ve okuma fırsatını kaçırmış oldum. 3 yıl aradan sonra okuyunca şimdi bakıyorum ve büyük bir keyfi bayağı uzun süre ertelediğimi görüyorum.

Peki nedir 1984’ü bu kadar medyatik ve keyifli yapan, kısaca anlatayım;

Kitap 1948 yılında yazılmış bir distopya romanı. Wikipedia’daki rakamlara göre türünde tüm zamanların en çok satanı. Yazıldığı yıldan 36 yıl sonrasını, 1984’te dünyanın nasıl bir yer olacağını anlatıyor. Bunu yaparken de karamsar bir tutum takınıyor.

1984 öyle bir gelecek ki TV’lerde sürekli iktidar propogandası yapılmakta. İnsanların giymeye ayakkabısı yok ama medyaya göre ülkede büyüme rekorları kırılıyor. Halk sürekli iktidarın uydurduğu gölge düşmanlara karşı kışkırtılıyor. İktidarın sahibi Büyük Birader bugün ak dediğine yarın kara diyor ve sizden her ikisine de inanmanızı bekliyor. Kaldı ki inanmak kendi menfaatinize, eğer inanmadığınızı gösteren bir emare bulunursa sonu öldürülmek veya işkence görmek oluyor.

İşte bu inançsızları tespit etmek amacıyla halk sürekli teknolojik araçlarla gözetlenmekte. Bir taraftan da dili değiştirmek gibi muhalefet düşüncesinin oluşmasını önleyici tedbirler alınıyor. Günün sonunda böyle bir ortamda yaşayabilmek için sadece bedeninizi değil ruhunuzu da iktidarın emrine vermeniz şart.

Nitekim yazar çoğunluğun aklını kullanmaktan vazgeçtiği ruhunu iktidara teslim ettiği bu ortamda muhalif kalan ve bunu da gizlemek mecburiyetinde olan Winston Smith’i, toplum içindeki yalnızlığını ve yaşadıklarını anlatarak toplumsal bir eleştiri yapmakta. Bizler de baskıyla yönetilen bir ülkenin ve sorgula(ya)mayan bir halkın aklı başında bir adam için ne kadar korkunç bir yer olabileceğini görüyoruz kitabı okudukça.

Kitabın konusunun özeti budur diyebilirim. Öte yandan kitabı medyatik yapan unsurun yapılan öngörünün -günümüze kıyasla- tutması olduğunu düşünüyorum, keyfini ise insana verdiği duyguya bağlıyorum.

Mesela yazının başında anlattığım meselede ABD’de satışları arttıran şey insanların Orwell’in dünyasındaki gibi gözetlenmesiydi ve “yapılan öngörünün tutması” prim yapmıştı. 2017 olduğunda Trump’ın başkan olması 1984’ü ABD’nin en çok satan kitabı yaptı. Bunun sebebi Trump’un söylediği bazı sözler yanında kitabın “insana verdiği duygu” olmalı.

Çünkü -eğer ülkenizdeki iktidardan memnun değilseniz- kitap bir nevi memnuniyetsizliğinizi ve haklılığınızı ispatlamakta. Siz kitaptaki muhalif Winston Smith yerine geçiyorsunuz, iktidarı seçenler sorgulamayan halk oluyor. Bu düşünce insanı diğerlerinden yukarı çekerek biraz teselli ediyor.

(Bu yönüyle kitap özellikle kutuplaşmış ülkelerdeki muhalifler için ilaç gibi gelebilir, nitekim belki bu durum ülkemizde 2 yıldır çok satmasının nedenidir.)

Netice itibariyle adını duymamla okumam arasında 3 yıl geçen bu kitabı çok beğendimi ve mutlaka sizin de okumanız gerektiğine inandığımı söylemek isterim. Kitabın popülaritesi zaten tartışılmaz, bende seveceğinize kefil olmuş olayım.

  • Unique Post

2 Comments

  1. Fatih March 16, 2017
    • admin March 16, 2017

Leave a Reply